Gaziantep’te 94 saat sonra enkazdan yürüyerek çıkarılan 17 yaşındaki Adnan Muhammet Korkut’un hayatta kalmak için kendi idrarını içtiğini açıklaması, kamuoyunda “Zor durumda idrar içilir mi?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından yaşanan bu olay, hem kurtarma sürecine hem de hayatta kalma yöntemlerine dair dikkat çeken bir örnek olarak öne çıktı.
Kahramanmaraş’ta 6 Şubat günü meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremler, 10 ilde büyük yıkıma neden oldu. Binlerce bina çökerken, arama kurtarma ekipleri günlerce enkaz altında kalan vatandaşlara ulaşmaya çalıştı. Gaziantep’in Şehitkamil ilçesinde enkaz altında kalan Adnan Muhammet Korkut, 94 saat sonra sağ olarak kurtarılan isimlerden biri oldu.
Kurtarıldıktan sonra yaşadıklarını anlatan Korkut, soğuktan korunmak için üzerine battaniye aldığını, susuzlukla mücadele edebilmek için ise kendi idrarını içtiğini ve annesinin yetiştirdiği çiçeklerin yapraklarını yediğini söyledi. Bu açıklama, zor koşullarda hayatta kalma yöntemlerine dair tartışmaları yeniden gündeme getirdi.
Uzmanlar ne diyor?
Uzmanlara göre, suya erişimin tamamen imkânsız olduğu ve hayati tehlikenin bulunduğu durumlarda idrar içmek, kısa süreliğine hayatta kalmayı sağlayabilir. Bu sürenin 1–2 gün bile olsa kurtarılma ihtimalini artırabileceği ifade ediliyor. Ancak bunun yalnızca son çare olarak düşünülmesi gerektiği vurgulanıyor.
Sağlık kuruluşlarının değerlendirmelerine göre, ağır susuzluk durumunda idrar içmek geçici bir rahatlama sağlayabilir. Ancak idrar, vücuttan atılması gereken atık maddeleri de içerdiği için uzun vadede daha fazla sıvı kaybına ve sağlık sorunlarına yol açabilir.
İdrarın içeriği
İdrarın yaklaşık yüzde 95’i sudur. Geri kalan kısmında ise üre, sodyum, potasyum, klorür, kreatinin ve çeşitli çözünmüş maddeler bulunur. Bu maddeler, vücuttan uzaklaştırılması gereken atık ürünler olduğu için idrar, suyun yerini tutmaz ve düzenli tüketimi sağlık açısından risklidir.
Uzmanlar, idrar içmenin yalnızca hayati tehlike bulunan ve başka hiçbir sıvı kaynağı olmayan durumlarda son çare olarak değerlendirilebileceğini belirtiyor. Normal koşullarda ise bu yöntemin kesinlikle önerilmediği ifade ediliyor. Deprem gibi olağanüstü durumlarda yaşanan bu tür örnekler, hayatta kalma mücadelesinin ne kadar zor ve karmaşık olabileceğini bir kez daha ortaya koyuyor.









