ABD merkezli yürütülen ve sonuçları "The New England Journal of Medicine" adlı bilimsel dergide paylaşılan yeni bir çalışma, COVID-19 virüsünün çevresel direnci üzerine önemli veriler sundu. Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH), CDC, Princeton ve UCLA üniversitelerinden bilim insanlarının katılımıyla yapılan testler, virüsün farklı materyaller üzerindeki dayanıklılığını ölçtü.
Havada 3 Saate Kadar Askıda Kalabiliyor
Araştırma kapsamında yapılan laboratuvar simülasyonlarında, enfekte bir bireyin öksürme veya hapşırma eylemini taklit eden özel cihazlar kullanıldı. Elde edilen teknik verilere göre, virüsün mikroskobik damlacıklar içerisinde havada 3 saate kadar asılı kalarak bulaşıcılık özelliğini koruduğu tespit edildi. Bu bulgu, kapalı ve havalandırması yetersiz alanlarda aerosol bulaşma riskinin teknik boyutlarını ortaya koyuyor.
Plastik ve Çelik Yüzeylerde Uzun Süreli Bulaşıcılık
Virüsün fiziksel temas noktalarındaki ömrünü inceleyen bilim insanları, farklı materyaller arasında belirgin farklar gözlemledi. Paslanmaz çelik ve plastik yüzeyler, virüsün en uzun süre canlı kaldığı ortamlar olarak belirlendi. Teknik analizler, koronavirüsün bu tür sert yüzeylerde 48 ile 72 saat (2-3 gün) boyunca aktif kalabildiğini gösterdi.
Karton gibi gözenekli yüzeylerde yapılan testlerde ise virüsün ömrünün 24 saatle sınırlı olduğu saptandı. Bakır yüzeylerin ise virüs üzerinde doğal bir baskılayıcı etkisi olduğu ve yaklaşık 4 saatlik bir sürenin sonunda bulaşıcı özelliğin sona erdiği rapor edildi.
Simülasyon Cihazıyla Gerçek Zamanlı Testler
Bilimsel ekip, araştırmanın güvenilirliğini artırmak için hem hastane ortamını hem de ev içi ortamı taklit eden kontrollü alanlarda çalıştı. Virüsün yayılımını simüle eden cihazlar sayesinde, patojenin hangi materyal üzerinde ne kadar sürede yarı ömrünü tamamladığı hesaplandı.
Araştırmacılar, virüsün çevresel yüzeylerdeki bu dayanıklılığının, enfeksiyon zincirinin kırılması açısından hijyenin kritik önemini teyit ettiğini bildirdi. Düzenli yüzey temizliği ve el hijyeninin, özellikle plastik ve metal yoğunluklu ortak kullanım alanlarında temel koruma yöntemi olduğu teknik raporlarda vurgulandı.









